• Ana Sayfa
  • »
  • ALLAH NAMUSLUYA DA YÜRÜ KULUM DER

ALLAH NAMUSLUYA DA YÜRÜ KULUM DER


1961 yılı ağustos ayında İzmir’de yaşayan bir köylümle bu kıraathanede otururken kapının önünde bir Mercedes otomobil durdu. Otomobilden inen iriyarı bir adam kıraathaneye girer girmez masalardaki müşterilere ne arzu ettiklerini sorarak ocakçıya “ İki çay, bir orta kahve yap diye bağırırken bizim köylü bu adamın buranın sahibi olduğunu ve de yakından tanıdığı Sadi beyin hayatını anlattı. 

            Sivas’ta bir evde akşam yer sofrası kurulur. Sofranın etrafında ana, baba ve de iki kız iki erkek kardeş altı kişi oturmuş ortada lengerdeki pilava kaşık sallıyorlar. Sofrada kaşık sesinden başka çıt çıkmıyor. Bu arada baba su istiyor. Tembel olan küçük kız yerinden kalkmayıp gözünün ucuyla ablasına bakıyor. Ablası da küçük kız kalkacak diye bakınırken sofrada babaya yakın oturan büyük oğlan Sadi; “ Babam su istediği halde neden birbirinizin gözüne bakıyorsunuz ?” diyerek küçük kıza bir tokat atıyor.

            İşte o anda sofrada kıyamet kopuyor. Baba ; “ Büyük oğlumda olsan benim olduğum yerde benim çocuğuma tokat vuramazsın.” Diyerek kardeşini tokatlayan oğluna birbiri ardına birkaç tokat indiriyor. Bu tokatlara hiçbir karşılık vermeyen büyük oğlan kalkıp odasına gidip iki üç ay önce askerden gelirken satın aldığı valize eşyalarını yerleştirerek annesi ve kardeşlerinin ısrarlarına karşılık hiç birini dinlemeyerek evden çıkar. Annesi beyine yalvardığı halde baba ketum davranıp tüm ısrarları geri çevirerek oğlunun geri dönmesi konusunda hiçbir adım atmaz. 

            Sadi cebindeki iki buçuk lirayla sabaha karşı İzmir’e iner. Sorup soruşturarak İzmir’de iş arayan işçilerin genelde toplandığı yeri öğrenerek oraya gelir. Çok geçmeden bir kamyon gelir. İçinden inen bir kişi seçmece karpuz gibi adam seçiyordu. İçlerinden biri de Sadi idi. Sadi’de de boy bos yerindeydi. İki metreye yakın boy ona göre de endamı görünce adam baştan Sadi’yi ayırdı zaten. Seçilenler kamyona bindirilip inşaat sahasına getirildiler. Küçük bir kahvaltı sonunda çalışmaya başladılar. Abartılı olmasın ama Sadi iki kişinin yaptığı işten fazla iş yapıyordu. Patronun dikkatini çekmiş olacak ki Sadi’ye nereli olduğunu nerede kaldığını sordu. Sadi de Sivaslı olduğunu henüz yeni İzmir’e geldiğini yatacak yerinin de olmadığını söyleyince, Patron ona inşatta kalabileceğini ve de bundan böylede yanında çalışabileceğini söyledi. Sadi adeta yazı tura oynuyormuş gibi atılan para olmayacak şekilde adeta dik gelmişti. Daha birinci gün işi garanti etmişti. 

            Hafta sonu ücretler dağıtılırken yevmiyenin beş lira olması dolayısıyla bozuk para gerekiyordu. Patron Sadi’ye iki yüz lira vererek bozdurup gelmesini söyledi. Sadi iki yüz lirayı bozdurup getirince patronun güvenini kazanmıştı. Herkesin parası verilip gönderildikten sonra Patron Sadi’ye; “ Bundan böyle bütün işlerimden sen sorumlusun. Artık sen yevmiyeci değilsin. Benim sağ kolumsun dedi.

            İki sene sonra Sadi patrona gidip işten ayrılıp kendi adına iş yapmayı düşündüğünü söyleyince patron buna çok sevindi. Ne kadar paran var diye sorunca; “ Beş bin liram var.” Deyince patron; “ Al sana yirmi bin lira ne kazanırsan ortağız.” Diyerek hemen yirmi bin liralık çek yazıp Sadi’ni eline tutuşturdu. Sadi şaşırmıştı. Sağ ol diyebildi sadece.

            Sadi iki sene iş yaptı. Piyasanın kurdu olmuştu. Patronun yanına geldi. Patron şu senin verdiğin yimi bin lira bunu al. İki senede iki yüz bin lira kazandık. Şu senin payına düşen yüz bin lira kalan yetmiş bin lirada benim deyince patron;  “ Bu adil bir taksim olmadı Sadi.” Deyince Sadi ; “ Ama ben kendim kendi hissemden yedim içtim.” Diyen Sadi’ye bu kez patron; “ Sen para kazanmak için çırpınırken be sıcacık yatağımda yatıyordum. Taş atıp ta kolum yorulmadı. Onun için senin masraflarının yarısı da benden olmalı dedi” ve on iki bin beş yüz lirayı ona verdi. İşte şimdi adil çözüm oldu dedi.

             Sadi; “ Patron şimdi iznin olursa kendi adıma iş yapayım istiyorum.” Deyince patron haydi yolun açık olsun yalnız sıkıntı olurda bana gelmezsen gücenirim diyerek Sadi’yi uğurladı. Aradan bir yıl geçmişti ki Sadi patronunu yanına gelerek kordonda satılan kıraathaneyi almak istiyorum ama onlar üç yüz istiyorlar. Benimse iki yüz liram var der demez patron yerinden kalkarak haydi hemen gidiyoruz dedi ve yola koyuldular satıcını yanına geldiler. Tekrar pazarlık etti ama kuruş düşüremedi. Haydi, bütün işlemleri bu delikanlının üzerine yapın parasını da benden alın dedi. Patronun sözü senet gibiydi İzmir’in sayılı iş adamlarından olduğu için her muamele tamamlandıktan sonra patron çeki yazıp verdi. Kıraathane Sadi’nindi ama beş kuruş parası da kalmamıştı. Patron olayı bildiği için hemen yüz bin liralık çek yazarak Sadi’ye verdikten sonra arkasına bile bakmadan çekip gitti.

            Sadi Patronuna olan borcunu ödedikten iki ay sonra vefat edince, Sadi adeta yıkıldı. Patronun oğlu ve eşi yakından tanıdıkları Sadi’ye “ Patronun öldü. Âmâ biz ölmedik aynı bağ devam edecektir. Sen bize babamızın emanetisin diyerek Sadi onları teskin edeceği yerde onlar Sadi’yi teskin ettiler.” 

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 568

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.