TRUMP, ORTADOĞU VE TÜRKİYE


28 Ekim 2016`da ABD`nin ivmesiyle BM Güvenlik Konseyi, birleşmiş milletlerin Şanghay İşbirliği Örgütü ile çalışmasını reddetti.
16 Kasım`da ABD Temsilciler Meclisi, 2 Aralık`ta Senato, "İran Yaptırımlar Yasası"nı 10 yıl daha uzattı.
Dünya ABD`nin belirlemiş olduğu normlar üzerinde karpuz gibi ikiye ayrıldı;
Bir tarafta ABD`nin yönettiği tek kutuplu bir dünya, diğer tarafta Çin`in çevresiyle kendi aralarında işbirliği yapan devletlerin dünyası oluştu... 

*
Sonra ABD`de Başkan Trump ile yeni bir dönem henüz başlamıştı ki; İran aşırı derecede kışkırtıcı bir hamlede bulundu.
29 Ocak`ta orta menzilli balistik füze denemesi yaptı...
Ardından füzeler, radar sistemleri, kumanda- kontrol merkezleri ve siber savaş sistemlerinin test edildiği bir askeri tatbikat düzenledi.
Yemen`de bir Suudi askeri gemisine saldırı yapılınca, Başkan Trump İran ve Çin vatandaşlarını da içeren bir düzine şirket ve 13 kişiye yaptırımlar başlatıldığını açıkladı.

*
Rusya,Türkiye ve İran öncülüğünde Astana`da Suriye krizinin siyasi çözümü ile ilgili görüşmelerin ardından,
Rusya`da bu görüşmelerin ABD`nin katılımı olmadan katı ve dayanıklı olamayacağı,
ABD ve İran arasında giderek yükselen gerilimde Başkan D.Trump`ın nasıl bu konuyla ilgili  koordineli bir çalışmaya çekilebileceği sorgulanmaya başlandı... 

*
Bugün Wasington`da, ABD Başkanı D.Trump ve İsrail Başbakanı B.Netanyahu, İran`a yönelik gündem çerçevesinden İsrail-Filistin barışını ve Filistin`in İsrail`in işgalinde Batı Şeria`daki toprak taleplerini görüşüyor.  

*
Doğrusu,İsrail Ortadoğu`da çok çalkantılı bir dönemde,Başbakan Netanyahu`nun sorumlu liderliğinde büyük oranda istikrarını korudu.
Ülke güvenliğinde Askeri Doktrin sarsılmaz bir kararlılıkla yürütüldü.
Doktrine göre güvenliğin esası, İsrail`e tehdit oluşturan en uzak mesafedeki füzeleri bertaraf etmeye dayanıyor.
Bu yüzden İsrail`in her daim HAMAS`la ve İran`la doğrudan bir savaş yaşayabileceği olasılığını dikkate alıyor, hazırlıklar yapılıyor.
Füze tehdidini nötralize etmek için düşman devletler sınırları ötesinde Güney Sudan gibi  koruma daireleri oluşturmaya çalışılıyor.
Kürdistan bu stratejinin bir ürünüdür.
Karadan işgale maruz kalmamak ve korunmak amacıyla da sınırlar etrafındaki bölgelere askerden arındırma stratejisi uyguluyor.
Böylece İsrail yerine göre Mısır`ı, Suriye`yi, Lübnan`ı ve İran`ı her daim tehdit edebilir pozisyonda kalıyor.

Bu noktada ABD, yoğun petrolüyle Irak ile Körfez Bölgesini kontrolü altında tutmaya çalışırken, Ortadoğu`da hegemonik gücünü sürekli arttırmayı isteyen bir politika izlemekte,
Rusya ise doğalgaz konusunda liderliğini sürdürmek için Doğu Akdeniz enerji denklemindeki yerini sağlamlaştırmaya çalışmaktadır.
Sağduyu; ABD ve Rusya politikalarının Ortadoğu`da birlikte hareket etmesi doğrultusundadır.

Nitekim Başbakan Netenyahu, ülke güvenliği için bölgedeki Rusya ile stratejik bir ittifakı dizayn etmiş,
Bu ittifak ile Rusya`nın Suriye içerisindeki etkisini ve ittifakın içeriğini İran`a karşı kullanmanın yolunu oluşturmuştur...

*
B.Netenyahu, ayrıca Suudi Arabistan ile kurduğu işbirliğinin ürünü olarak;
Arap Ligi himayesinde NATO uzantısı ortak bir Arap Savunma Ordusu,
Terörle mücadeleye yönelik Suudi Arabistan merkezli Sünni ülkeler arasında savunma paktı benzeri bir koalisyonun kurulmasını da başarmış,
Böylece Ortadoğu`daki gücü, Suudi Arabistan ve İran arasında dağıtmıştır...

*
Netanyahu, siyonist ve muhafazakâr Likud partisine mensup kişilerin kendisinden daha sert bir çizgide olmasına ve Filistin devletine karşı çıkmalarına rağmen,
Gelecekteki Filistin konusundaki şartlı desteğinden de hiçbir zaman açıkça vazgeçmemiştir.
1967 sınırlarında kurulacak ve başkenti Doğu Kudüs olacak bağımsız bir Filistin devletiyle beraber "iki devletli çözüm"ü öngören bir barış anlaşması umudunu sürüklüyor...

*
Filistinliler de İsrail`in işgalindeki Batı Şeria`da ve Gazze Şeridi`nde, Doğu Kudüs`ün başkent olacağı bir devlet kurmaya çalışıyor.
İsrail bu bölgeleri 1967 savaşında ele geçirmiş, Gazze`deki birliklerini ve yerleşimcilerini 2005`de çekmişti...

*
Başbakan Netenyahu, bugün Washington`da, birlikte birçok iş yaptığı ve yıllardır tanıdığı Başkan D.Trump ile görüşüyor.
İkisinin de görüşmenin büyük bir başarıya dönüştürülmesinde ortak siyasi çıkarları bulunuyor.
Trump, Amerikalı kamuoyuna İsrail gibi çok önemli bir müttefike saygı duyduğunu,
Netanyahu`da İsrail kamuoyuna nihayet bir ABD başkanı ile nasıl başa çıkacağını bildiğini göstermenin önceliğindedir. 

*
D.Trump kampanyasında, İsrail`in bölgedeki herşeyi sıfırlama düğmesine basmasına izin vereceğini,
İran anlaşmasının iptal edileceğini,
Filistinlilerle olan barış sürecinin iki devletli bir çözümün masadan atılacağı noktada yeniden değerlendirileceğini belirtmiş ve İsrail sağ kesimlerini sevindirmişti.

*
Resmen başkan olunca da İsrail-Filistin barışı üzerinde çalışmayı planladığı hususlardan söz etti.
Damadı, Kıdemli Beyaz Saray Danışmanı J.Kushner`ın Ortadoğu barış sürecine ana elçisi olarak hizmet edeceğini açıkladı.
Ancak barışın gerçekleşmesi için İsrail`in makul olması gerektiğini ve yerleşim birimlerine yardım etmeyeceğini de söyledi... 

*
Şimdi, İsrail-Filistin sorununun barışa evrilmesi için Batı Şeria`da Ramallah`la doğrudan görüşmelerde değil,
Daha büyük çaplı bölgesel bir çerçevede elde edileceği fikri üzerinden Filistin devletinin kabul edilmesinin daha geçerli olduğu bir durum görünüyor.
Ama Filistin`in kabul edilmesi fikri dahi Başbakan Netenyahu`nun kurduğu 5 partili koalisyon hükümetinde aşırı sağcı  HaBayit HaYehudi Partisi ve  Likud`un aşırı sağcılarını rahatsız ediyor. 
İsrail`de Başbakan Netanyahu`yu siyasi sıkıntılar bekliyor...

*
Bu sırada Rusya, Türkiye ve İran ile başlattığı Astana görüşmelerini yeni ABD yönetimi ile diyalog kurmanın ilk platformu olabileceğini düşünüyor.
Ancak İran; Rusya`nın Tahran ve Washington arasında seçim yapmasını istiyor.
Suriye`de ve ardından Ortadoğu`da Moskova`nın stratejisini en üst düzeyde uygulamasından yanadır.

*
Halbuki bunlar, Rusya-ABD`nin Suriye ile olan işbirliğinin yeniden başlatılması ile ilişkili olanlar da dahil olmak üzere Rusya için çeşitli sorunlar yaratıyor.
Çünkü Rusya, gerçek stratejinin Moskova ve Tahran`dan ziyade Moskova ile Washington arasındaki işbirliğine dayandığını öngörüyor.
İran İslam Cumhuriyeti`nin nükleer bir güç olma şansına,şimdilerde bir nükleer donanma inşasıyla Basra Körfezi, Hint Okyanusu, Kızıldeniz ve Akdeniz`de kuvvetini göstemeyi öngörmesine rağmen hayal kırıklığına uğrayacağına inanıyor...

*
Türkiye İslamcı hükümeti ise "Yurtta Barış, Dünyada Barış" ilkesinden savrulmuştur.
Tek adamcılık oynuyor.
İçin için Kürdistan`ın bir İsrail stratejisinin ürünü olduğunu bile bile, ele geçirilmesi "an meselesi" dediği El Bab`tan sonraki hedef olarak Menbic ve Rakka`yı ardından güvenli bölge projesini hedef alan bir hayali yaşıyor.
"Hayır olsun!"
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 163

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.