İsrail İran Vs. Vs.


10 Kasım`da Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, Suudi Arabistan`ın Lübnan ve Hizbullah`a savaş açtığını ve İsrail`i Lübnan`ı vurmaya teşvik ettiğini iddia etti.
İsrail`in krizi kullanarak Lübnan`a karşı düşmanlığı başlatmaya yönelik girişimlerini dikkatle izlediklerini bildirdi.
Ama İsrail`in böyle bir harekette bulunma ihtimalinin de düşük olduğunu söyledi.

*
1982`de​ İsrail​​ Lübnan`ı işgal etmişti.
Filistinli mülteciler​​​ Beyrut`ta​ Sabra​,​ Şatilla Burc​ ve​ el-Beracine kampları​nda kalıyordu.
30 Ağustos`ta Filistinli gerillalar ailelerini savunmasız geride bıraktılar, Batı Beyrut`u terk ettiler.
16 Eylül`de İsrail askerleri Beyrut​`​un güneyinde​ki​ Sabra, Şatilla ve Burc el-Beracine kamplarını kuşat​tılar.
​B​u ​gelişmeler boşuna deği​l ​i​lerleyen  günler​deki​ katliamın habercisi​ydi ki;
Katliam yapacak yoksul Marunilerden oluşan faşist, Hıristiyan Falanjist milisler kampa sokul​dular. 
​İsrail`in başında "Beyrut Kasabı " lakabı ile anılacak katliam emrini veren Ariel Şaron​ bulunuyordu...

*
Katliamda 991 kişi öldürüldü ama sadece 328 kişinin kimliği tespit edilebildi.
Falanjistler öldürdükleri kişilerin cesetlerini tanınmaz hale getirdiklerinden çoğunun kimliği tespit edilemedi.
İsrail`in Lübnan`ı değiştirme iddiası bir felâketle sonuçlandı...

*
​Şimdi Lübnan Başbakanı Saad el-Hariri`nin istifası ve İran`a karşı sert tutumu;
1982 yenilgisi ve katliamı ders olmak kaydıyla İsrail`e  yeni bir ufuk açıyor.
Hem uluslararası baskı hem Lübnanlıların kararları hem de dolaylı İsrail hareketiyle;
İran ve Hizbullah`ın Lübnan`ı devralmalarının öncesinde ülkedeki gerçeği değiştirebilmek için bir fırsat doğduğuna inanılıyor...

*
Bu kez İsrail, Lübnan gerçeğinin değiştirilmesi için uluslararası camiadan;
İran`ın Hizbullah vasıtasıyla ülkesini ele geçirmesine yardımcı olan ve Hizbullah`ın ülkesinin savunma gücü olduğunu ilan eden,   ​
Hizbullah`ın tüm eylemleri için sorumluluk alan ve örgütün ülkenin güvenlikle ilgili gündemini belirleme yetkisine sahip olduğunu ima eden; 
Lübnan`ın Hıristiyan başkanı Michel Aoun`u karşı ciddi bir baskı kurmasını istiyor.  
Suriye ve şimdi Lübnan`daki  tüm diplomatik çabaların Lübnan cumhurbaşkanı, parlamento ve Lübnanlıların bir karar vermesini sağlamaya odaklanması gerekliğini öngörüyor.

*
​Böylece Lübnan​,​​ ya egemen bir devlet olarak kabul edil​ecektir;
​Bu taktirde İran Devrim Muhafızları da dahil olmak üzere bütün Şii güçlerinin Lübnan`dan çekilmesi sağlanacak,
Hizbullah yalnızca Lübnan`ın yasal hükümetinin talimatlarına göre hareket etme taahhüdün​de bulunmuş olacak,​
​Ve ​Lübnan hükümeti İsrail sınırındaki​ ​güvenlikten​ ​sorumlu olduğuna dair bir deklarasyon​ imzalayacaktır...
​​Ya da Lübnan Başkanı Michel Aoun bu gerekleri sağlayamaz ve Lübnan`ı ele geçirmesi tamamlanıncaya kadar İran`a ve Hizbullah`a sadık kalmaya devam ederse,
Cesaret temelli yeni bir karar alınacaktır...
Offf... 

​*​
​İsrail, bu noktada NATO`dan önemli bir hizmet bekliyor.​
Lübnan`dan Hizbullah örgütünün direneceği yönünde bir talep gelmesi halinde, NATO`nun Irak ve Suriye`de olduğu gibi tereddüde düşmeden  Lübnan`a askeri yardım sağlanması isteniyor. 
Bir zaman önce NATO`nun tereddüdü yüzünden bugün Irak ve Suriye temelde İran`ın elindedir,
Bu kez Lübnan`da da İran egemenliğiyle tüm bölgenin İran kuşatmasına uğramaması için Lübnan`ın düşüşü engellenmelidir biçiminde düşünülüyor...

*
İsrail  bu stratejik öngörüsünde ABD Başkanı D.Trump` tan emin olmak istiyor.
Ne Batı`nın desteği olmadan Lübnan`dan cesur bir hareket ne de Lübnan yasal hükümetinin talebi olmadan bir Amerikan girişimi bekleniyor.
İsrail de 1982`de gereksiz yere denediği ve Lübnan`da  çamura saplandığı doğrudan bir müdahaleyi istemiyor.
Öncelikle Batılı ülkeleri Lübnan`da proaktif olmaya ikna etmeye çalışılacak,
Lübnan cumhurbaşkanı, hükümet ve ordusunu İran`a hizmet etmeyi tercih ettiği sürece "III. Lübnan Savaşı" üzerinde çarpıcı bir etkiye sahip olduğunu tekrar tekrar ortaya koyacaktır...

*
Çünkü İran işini  çok iyi yapıyor.
4 Kasım`da Lübnan Başbakanı Saad Hariri Riyad`da istifasını ilan,
Hizbullah ve İran`ın Suudi Arabistan`a karşı Lübnan topraklarından düşmanca eylemler gerçekleştirdiklerini iddia ederken;
Aynı gün İran`dan askeri yardım alan Yemen Huti direnişçileri Suudi Arabistan`da bir füze fırlatıyor!

*
Şükür, Suudi Arabistan füzeyi vurmak için hava savunmasını kullanıyor da böylece herhangi bir kayıp ya da yıkım olmuyor.
Ama Riyad füze saldırısını, Tahran`ın Suudi Arabistan`a karşı Huti direnişçileri vasıtasıyla füze savaşı başlatmaya hazır olduğunun işareti olarak görüyor.
"İran`a yönelik düşmanca eylem, Krallığın topraklarını ve halkını BM Şartının 51. maddesi olan savunma hakkına uygun yasal haklarını teyit ediyor" açıklamasında bulunuluyor.

*
Suudi Arabistan ve İran arasında bir sıcak çatışma fikri dahi İsrail`i Lübnan`da son derecede ölçülü adımlar atmaya zorluyor.
İran ile bir savaş halinde ise Suudi Arabistan Yemen`de Hutilere karşı yürüttüğü askeri operasyonların yanında ikinci bir cephe açacaktır ki;
Hizbullah ile uğraşmaya ne vakit ne de güç bulacaktır.  

*
Şu dakikada İran, İsrail`in coğrafyasında siyasi ve askeri potansiyelini maksimize etmek üzere bölgeyi  tek bir çatışma alanı haline getirmekte oldukça başarılıdır.
Erdoğan Türkiye`si bu coğrafyada yoktur.
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 113

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.