• Ana Sayfa
  • »
  • İsrail-Filistin Sorununda Son Durum

İsrail-Filistin Sorununda Son Durum


Fransa Cumhurbaşkanı F.Hollande, Paris`te 2014`te çöken İsrail ile Filistin arasındaki barış müzakerelerini yeniden canlandırılması ve Filistin sorununun çözümlenmesi amacıyla İsrail ve Filistin`in katılmadığı bir konferans düzenledi.
Katılımcı ülkeler İsrail ve Filistin arasında doğrudan müzakerelerin düzenlenmesi konusunda bir çerçeve çizebileceğini, barış süreci için girişime destek veren ülkelerin ay sonunda çalışmalara başlayacağını belirttiler.
Ortadoğu Dörtlüsü olarak adlandırılan Avrupa Birliği, ABD, Rusya ve BM`nin  İsrail-Filistin sorununun çözümünde anahtar rol oynayacağı vurgulandı...

*
Ne ki İsrail, Filistin halkının 1967 sınırları içerisinde bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını öngören Fransa`nın inisiyatifine sıcak bakmıyor.
İsrail; "Kudüs, Yahudi Devleti İsrail`in ebedi başkentidir" esasının altını çiziyor.
UNESCO`nun Kudüs hakkında aldığı kararı destekleyen Fransa`nın bu konuda aracı olmasını kesinlikle kabul etmiyor.
Fransa`nın barış girişiminin başarısızlığa mahkûm olduğunu ileri sürüyor...
Keza İsrail, seçim arifesinde ABD`nin, İsrail-Filistin sorununun çözümündeki çabalarının yetersizliğinden, özellikle geçmişte başarısız olmasından da yakınıyor.
Ortadoğu`nun bu önemli sorununa Rusya`nın müdahil olması beklentisinde olduğunun da işaretlerini veriyor...

*
Çünkü İsrail, Filistin sorununun çözümünde Başbakan B.Netanyahu`nun "Suudi Arabistan, İsrail`in bir düşmandan ziyade müttefik olduğunu görmektedir; çünkü ikisini de tehdit eden iki temel tehdit vardır, İran ve İŞİD.
Eskiden İsrail-Filistin meselesini çözersek daha geniş olan İsrail-Arap meselesinin de çözüleceğini düşünürdük. Şimdi bunun tam tersinin geçerli olabileceğini düşünüyorum. 
Yani şu anda Arap Dünyası ile vuku bulmakta olan bu ilişkileri geliştirmek aslında İsrail-Filistin meselesini çözmemize yardım edebilir. Biz de tam olarak bu amaca yönelik çalışıyoruz " stratejisi yönünde ilerliyor...

*
B.Netenyahu`nun Arap Dünyası ile geliştirdiği ve yürüttüğü ilişkilere dayandırdığı bu strateji: 
Ortadoğu`da yaşanan kaosta;
1- Öncelikle İsrail`in yakın gelecekte HAMAS`la, sonra İran`la doğrudan bir savaş yaşayabileceği olasılığını dikkate alıyor.
2- Ardından İsrail ve Suudi Arabistan işbirliğinin ürünü olarak, Sünni Arap ülkelerinin İsrail`i bir Yahudi devleti  olarak tanıması karşılığında Filistinlilerle kapsamlı bir barış anlaşması yapılabilmesini amaçlıyor.

*
Ve herşey, Kral Abdullah tarafından 2002`de Beyrut`ta Arap Birliği zirvesinde sunulan Arap Barış Girişimi doğrultusunda ilerliyor.
Arap Barış Girişimi;
1-İsrail`in 1967 savaşında işgal ettiği tüm topraklardan çekilmesini,
2-BM Güvenlik Konseyi`ne 194 sayılı karar çerçevesinde Filistinli mülteciler sorununa adil bir çözüm için çağrıda bulunulmasını,
3-1967 sınırlarında kurulacak ve başkenti Doğu Kudüs olacak bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını öngörüyor.

*
Buna göre, Filistin tarafı Yahudi bölgesinin ve Batı Duvarı`nın Ağlama Duvarı kısmının hâkimiyetini İsrail`e devredecek, eski şehrin kalan kısmındaki hâkimiyetini koruyacaktır.  
Kurulacak Filistin devleti savunma amaçlı olarak silahlanabilecek, kendi hava sahası ve karasuları olacaktır.
Karşılığında, Arap ülkeleri Arap-İsrail çatışmasını bitmiş kabul edecek ve İsrail ile kapsayıcı bir barış sürecine girilirken İsrail ile normal ilişkiler kurulacaktır.

*
Nitekim Arap Barış Girişimi doğrultusunda; 
İsrail`in kumandasında ve Arap Ligi himayesinde NATO uzantısı ortak bir Arap Savunma Ordusu,
Ardından terörle mücadeleye yönelik Suudi Arabistan merkezli ve nüfusunun çoğunluğu Sünni Müslüman ülkeler arasında savunma paktı benzeri bir koalisyon kurulmuş bulunuyor.

*
Bu suretle;
1- İsrail`in çıkarlarına hizmet eden Sünni Arap ülkelerinin tutum ve politikalarında ortaklık sağlanıyor.
İsrail ve Suudi Arabistan arasında bir barış anlaşması için gün sayılıyor.
2- Suudi Arabistan`ın, İran`ın Şii hilâliyle yayılma stratejisine karşı Şiiliğin bulunduğu her yerde etki alanını arttırmasının ve Şiiliğin yayılmasına karşı kalkan oluşturmasının önü açılıyor.
3-Ortadoğu`daki güç merkezi Suudi Arabistan ve İran arasında dağıtılırken, bölgede Sünni Arap ülkeleri ordusunun gerektiğinde doğrudan doğruya Şii İran ordusuyla karşı karşıya kalması öngörülüyor...

*
Bu noktada "Asla bir Yahudi Devleti`ni tanımayız " çizgisinde Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas`ın devrilmesi için Ürdün, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri harekete geçmiştir.
Son dönemde Ürdün ve Mısır`dan bağımsız politikalar izleyen Mahmud Abbas`ın yerine,HAMAS karşıtı olarak bilinen ve Yaser Arafat`ı zehirleyen kişi olarak da suçlanan Mahmud Dahlan`ın getirilmesine çalışılıyor.

*
Öte yanda İsrail`de Evimiz İsrail Partisi Lideri N. Benett`in İsrail-Filistin çatışmasının çözümü için Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkması, Netanyahu hükümetini zor durumda bırakmıştır.
Benett, Başbakan Netanyahu`nun Arap Barış Girişimi olarak bilinen hareketi kısmen destekleyen sözlerini referans alarak,
İki devletli çözüm halinde sadece hükümetten istifa etmeyeceğini, koalisyonu da bozarak hükümeti düşüreceğini söylüyor.
Evimiz İsrail Partisi`nin Knesett`teki sekiz sandalyesi Hükümet Koalisyonunu indirmeye yetiyor.
İki devletli çözüm konusunda çok daha ılımlı olarak bilinen ve Filistin Devleti`ne destek verecek bir meclis çoğunluğunun ortaya çıkması için,
25 sandalyeye sahip Hannuah Partisi, İsrail İşçi Partisi ve Yeşil Hareketi`nin oluşturduğu Siyonist Birlik Cephesi`nin hükümete alınması konusunda görüşmeler sürüyor...

*
Ancak ne yapılırsa yapılsın, İsrail-Filistin sorununun barışcıl bir şekilde çözümlenmesinin yolu; 
1- Uluslararası Hukuk`un koruyucusu ve kollayıcısı Birleşmiş Milletler Örgütü`nde düğümleniyor. 
Halbuki BM Güvenlik Konseyi, barındırdığı farklı görüşler yüzünden türlü çatışmalara siyasi çözüm bulamıyor. 
Öyle ki, BM`ye yeni bir statünün oluşturulması en büyük küresel siyasi çözümsüzlüğü oluşturuyor...
Başta Rusya olmak üzere kimi ülke, ABD`nin kendi lehine gelişen düzenin korunmasındaki gücünü başka devletlerle paylaşmak istemeyişinden rahatsızdır.
Çatışma konularında taraflar arasında kalıcı çözümlerin sağlanabilmesi için BM statüsünün değiştirilmesini şart olduğunu iddia ediliyor.
2-Keza  Rusya`nın doğalgaz konusundaki liderliğini sürdürmesinin yolu da Doğu Akdeniz enerji denklemindeki yerini sağlamlaştırmaktan geçiyor.
Nitekim Rusya bu amaçlarla "Suriye İç Savaşına Siyasal Çözüm" üzerinden Suriye`de bulunuyor...

*
Bu yüzden Netenyahu, 7 Haziran`daki Rusya Devlet Başkanı V. Putin ile görüşmeye hareketinden önce İsrail- Filistin sorunu çözümüne yönelik, 
Öncelikle, "Suudi Arabistan`ın 2002`de sunduğu Arap Barış Girişimi temelinde Arap ülkeleriyle müzakerelere hazırız" diyor.
Aslında ABD`nin de Arap Barış Girişimi`ni, Filistin-İsrail anlaşmazlığına çözüm çerçevesinin bir parçası olarak kabul ettiği biliniyor.
7 Haziran`daki Netanyahu ile Putin görüşmesinde İsrail ile Filistinliler arasında barış görüşmelerinin yeniden başlatılması,
Suriye , BM konuları ve Doğu Akdeniz enerji kaynaklarının ele alındığı açıktır. 
Görüşmede Suriye ve Orta Doğu`da da daha fazla söz sahibi olmak iddiasında olan,
Türkiye`nin; hem İsrail, hem de Rusya ile süregelen sıkıntıları konusu da mutlaka masaya yatırılmış olmalıdır...
Türkiye bir tarafta Mavi Marmara nedeniyle İsrail`den özür ve tazminat istemesi,
Öte tarafta,Ortadoğu`da lider ülke olmak iddiasıyla, düşürdüğü uçak nedeniyle Rusya`nın benzer talepleriyle karşı karşıya bulunması bir yana,
Türkiye; İsrail ve Rusya arasında Doğu Akdeniz`de Tamar ve Leviathan bölgesinde bulunan doğal gazın Avrupa`ya satılması konusunda da öne çıkıyor.

*
İsrail`in gazını Türkiye üzerinden Avrupa`ya satma projesi ABD`den destek görürken Yunanistan; Kıbrıs ve Mısır`ı da içine alan bir çözüm paketi sunuyor.
Enerji kaynaklarını çeşitlendirmek isteyen Avrupa`dan talep olmasına rağmen, İsrail`in karşısına kapasite sorunu ve çıkarlarından vazgeçmeyecek olan Rusya çıkıyor.
Nitekim Tamar için İsrail ile anlaşma imzalayan Rusya, buradan çıkacak doğalgazın İsrail iç pazarının ihtiyacını karşılayacağının kararlaştırılmasından beri Leviathan kaynakları için devrede bulunuyor...

*
İsrail ile Türkiye`nin sürüncemede kalan normalleşme anlaşması bir türlü imzalanmazken, yıpranan ikili ilişkiler ve güven sorunu, ekonomik olarak ilk tercih olmasına rağmen,
İsrail`in Ankara ile doğalgaz gibi uzun vadeli ve stratejik bir işbirliğine girmesini, normalleşme anlaşması sonrasında bile geciktirebileceğini düşündürüyor.
Ama İsrail için yanı başında bulunan ve askeri olarak güçlü bir Rusya ile doğalgaz konusunda işbirliğine girmek güvenlik açısından önemli bir yarar sağlıyor.
Çünkü Rusya hem doğalgaz borularının güvenliğini sağlayacak hem de Hizbullah ve İran`ı da İsrail`den uzak tutabilecektir.
Türkiye`nin, İsrail`in en büyük düşman olarak nitelediği HAMAS`a verdiği destek sürerken, İsrail`in Rusya aracılığıyla Hizbullah`a bir darbe daha vurmak istemesi anlaşılır bulunuyor.

*
Bu durumda İsrail-Filistin Sorunu Çözümü`nde mesele; Türkiye Ortadoğu`dan dışlanırken ve Rusya,
1- Suriye Sorunu`nun Siyasi Çözümünde ön plana çıkarken,
2- Doğu Akdeniz enerji denklemindeki yerini sağlamlaştırırken,
İsrail`in ABD ile ilişkilerini bozmayacak bir formül bulmasına kalıyor...
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 297

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.