GİDİYORUZ KIYAMETE


Ekonomik ulusalcılık, sağcı milliyetçi ve popülist hareketler en keskin ifadesini Başkan D.Trump`ın "Önce Amerika" politikasında buluyor.
Halbuki ABD, dünya ekonomisinin para ve ticaret bloklarına bölünmesinin II. Dünya Savaşı`na yol açtığı felâketlerin ardından,
Düzeni; korumacılıktan ne pahasına olursa olsun sakınan serbest ticaret üzerine kurmuştur.
Liberal ticaret, ABD`nin rakipsiz küresel ekonomik egemenliği üzerine kurulmuş ve onun tarafından güvence altına alınmıştır...

*
Ne ki, bugün ABD`nin ekonomik hegemonyasının geçmişe ait bir terminoloji olduğu,
ABD`nin kendisini özellikle Çin`in büyümesi eliyle tehdit edilmiş olarak gördüğü söyleniyor.
Dizginsiz ekonomik ulusalcılığa yönelmenin altında bu nedenlerin yattığı ifade ediliyor.
Böylece küresel ekonomik sistemin ve onunla birlikte kapitalizmin istikrarının dayandığı tüm siyasi ilişkiler sisteminin nereye doğru gittiği konusunda kayda değer bir kaygıya yol açılıyor...

*
Nitekim medya dünyası, yaşanan kaygılara çok yoğun ve ortalama olarak; 
"Trump, sonundan birçok insanın kaygı duyduğu yeni bir başlangıcın sembolü oldu.
Barack Obama bir heyecan dalgası ile iktidara gelmişken, Donald Trump bir öfke dalgası ile bu göreve başlıyor.
Trump siyasi muhalefete bir otokratın bencilce öfkesi ile karşılık verecekse, dün dünya daha güvenli bir yer haline gelmedi demektir.
Trump, şirketlerini idare ettiği gibi tek başına, itiraz edilemez ve yakınlarını kayırarak ABD`yi yönetirse, demokrasi daha güçlü olmayacak" biçiminde rüzgâr ekip fırtına biçen bir edada yaklaşıyor...

*
Ve Başkan Trump, görevinin ilk gününde medya ile devam eden bir savaşı olduğunu söylüyor.
"Biliyorsunuz medya ile devam eden bir savaşım var. Onlar yeryüzündeki en haysiyetsiz şeyler" diyor... 

*
Aslında ABD Başkanı D.Trump,16 Ocak`ta Alman Bild gazetesine verdiği röportajda,
Britanya`nın Avrupa Birliği`nden ayrılma kararını memnuniyetle karşıladığını,
Ekonomik rakip olarak Almanya`ya ilişkin çekinceleri bulunduğu konusunda şüpheye yer bırakmıyor...

*
Almanya`nın ABD`ye yönelik herhangi bir ekonomik ya da siyasi meydan okumasına karşı koymayı hedeflediğini açıkça ortaya koyuyor, onu açıkça ticaret savaşıyla tehdit ediyor.
Mesela, Alman otomobil üreticisi BMW`nin Meksika`da yeni bir tesis kurma planını sürdürmesi halinde yüzde 35`lik ithalât vergisine tabi tutulacağını söylüyor.
"ABD ticarette yılda yaklaşık 800 milyar dolar kaybediyor. New York 5.Cadde`de çok sayıda Mercedes-Benz arabası görürsünüz ama neden Almanya`da çok az Chevrolet var? Karşılıklılık söz konusu değil. Bu son bulacak" diyor...

*
Britanya`yı destekliyor. "Onlarla yeni bir ticaret anlaşması imzalamak için hızlı davranacağız. Onların büyük bir hayranıyım. Hızlı bir şekilde iş bitirmek için çok çalışacağız. Başbakan T.May ile Beyaz Saray`a girmemin hemen ardından bir toplantı yapacağız " diyor...

NATO ittifakını ise hem terörü halledemediği hem de Avrupalı ittifak üyelerinin ABD`ye haksızlık olacak şekilde yükümlü oldukları ödemeleri yapmamaları nedeniyle modası geçmiş olarak adlandırıyor.
Yine de ABD`nin Avrupa`nın savunusuna bağlı olduğunu göstermek için açıklamasını yumuşatıyor ve "Bununla birlikte, NATO benim için çok önemli" demekten kendini alamıyor...

*
Trump, Rusya ile nükleer silahsızlanma konusunda "iyi anlaşmalar yapılması halinde" yaptırımların yumuşatılacağı düşüncesindedir.
Fakat müttefiki Almanya Başbakanı A.Merkel ile Rusya Devlet Başkanı V.Putin`i eşdeğer tutuyor!
"İkisine de güvenerek başlıyorum, ama bunun ne kadar süreceğini göreceğiz. Hiç de uzun sürmeyebilir" diyor...

*
Aslında yoğun medya kampanyasıyla Başkan D.Trump`a haksızlık ediliyor gibidir...
Çünkü, herşey ABD`nin 2020 yılına kadar geçerli Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi`nin;
Küresel krizlere karşı yapılacak ön müdahalenin krizin faturasını düşüreceği tezinden hareketle yapılıyor...

*
Mesela Avrupa`da; 1992`de Maastricht Antlaşması`yla ilan edilen bütün Avrupa projesi bir süredir çökme belirtileri vermektedir.
SSCB`den sonra kapitalizm savunucuları komünist tehlikenin sona ermesinin Avrupa`da birlik yaratacağını iddia etmişlerdir ancak kimse şöyle bir silkinmeyi öngörmüyor.
Böyle olunca da AB`nin barış, refah ve birlik yuvası olması şöyle dursun yeni bir şovenizmin, kemer sıkmanın ve savaşın kaynağı olması her gün daha çok kaygı veriyor...

*
Mesela,Neden AB`nin Britanya`nın birlikten çekilmesi ve olası komplikasyonlarına karşı bir duruşu bulunmuyor?
Neden Brexit sırasında Buckingham Sarayı`nın ve İngiliz yönetici sınıfının etkili bir bölümü AB`ye mesafe koymuştur?
Neden Çin`le ekonomik ve Rusya`yla askeri olarak yakınlaşılmıştır?
Downing Street`in bundan sonraki planları nedir?
Neden Londra`nın hazırlıklarına ilişkin bir fikir sahibi olma çabası gösterilmiyor?

Ve kapitalist sistem, 2008 malî krizinden bu yana hızlı bir şekilde uçuruma yol almaya devam ederken,
Neden sistem bankalara ve hisse senedi piyasalarına kredi enjekte edilmesiyle ancak ayakta kalabilmektedir?
Neden yoksulluk, işsizlik ve eşitsizlik çarpıcı biçimde artarken; servette, gelirde ve yaşam kalitesinde ortaya çıkan uçurum mütemadiyen büyüyor?
Rusya`ya uygulanan yaptırımlar ağır fatura yüklemiştir ama neden burjuva demokrasisi yerini otoriter rejimlere bırakıyor?

*
Almanya Başbakanı A.Merkel etkisiz olmakla eleştiriliyor.
Almanya Mart 2014`te Rusya ile Kırım`ın yeniden birleşmeleri sırasında ABD tarafından AB`nin Rusya karşısında saflarını sıkılaştırması ve yaptırımları daha da şiddetli şekilde uygulaması baskısıyla karşı karşıya kalmıştır.
Ne ki, Almanya`nın büyük sanayicileri ekonomi üzerindeki yıkıcı sonuçları da göz önünde bulundurarak bu yaptırımları sürdürmekte hayli zorlanırken,
Merkel, ABD`ye rağmen Rusya- Baltık Denizi -Almanya güzergahı üzerinde daha çok doğal gaz taşıyacak North Stream boru hattının ikinci aşamasının yapımını tamamlama kararını vermişti...

*
Ya da ABD`nin 2013`ten beri süren Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması pazarlıklarında,
Başbakan A.Merkel, Avrupa`nın egemenlerini korumak için ABD`nin tali konulardaki taleplerine uygun davranarak hassas bir oyun sürüklemekteyken,
ABD oyunu çözmüş ve Merkel`in görevinden uzaklaştırılması düğmesine basmıştır...

*
Ya da ABD; 28 Ekim`de BM Güvenlik Konseyi toplantısında, Birleşmiş Milletlerin Rusya ve Çin`in fiili olarak içinde yer aldığı Şanghay İşbirliği Örgütü ile çalışmasını reddetmiştir.
Karar ABD`nin dünyayı iki farklı alana bölmesi; iki ayrı yönetimin olduğu tek bir dünya anlamındaydı.
Bir tarafta ABD`nin yönettiği tek kutuplu bir dünya, diğer tarafta baş eğmeyen Rusya ile Çin`in çevreleriyle kendi aralarında işbirliği yapan devletlerin dünyası... 
İki farklı dünya arasında çok az geçiş düşünülüyor, böylece küresel serbest ticarete, ekonomik küreselleşmeye "bir ara" verilmiş olunuyordu,
Neden AB bunu anlayamıyordu?

*
Halbuki bunlar ve benzerleri, ABD`nin Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi`ne göre küresel krizlere karşı yapılacak ön müdahalenin krizin faturasını düşüreceği tezinden hareketle yapılıyordu.
ABD sisteme karşı yapılacak hareketleri demokrasi karşıtı olarak tanımlıyor, ulusal devletlerin sisteme başkaldırmasının engellenmesinin ideolojik aygıtı olarak açık toplum modelini geliştirmeyi öngörüyordu...

*
Bu yüzden ABD "Savaş"ı zaman ve coğrafya ile sınırlandırmıyor;
Sonsuz Savaş Operasyonu ile küresel sisteme karşı olan ulusal devlet aygıtlarının tasfiyesine yöneliyor, kendine bağlı ulusal devletler istiyordu.
Başkan D.Trump`ın "Önce Amerika" politikasında kendini gösteren ekonomik ulusalcılığı, sağcı milliyetçi ve popülizmi bu nedene dayanıyor ve "Bir elin nesi var, iki elin sesi var" anlamına geliyordu...

*
Türkiye ise bu yeni sürece, Merkez Bankasının "TL`yi güçlendirmek için faizi yükseltse ekonominin büyüme ivmesi iyice düşebilir, ekonomiyi canlandırmak için faizi düşürse bu kez kur yükselir ve enflasyon azabilir" açmazıyla olduğu bir sırada katılıyor.
Üstelik ekonomideki sorun sadece faiz artırımıyla ve ekonomide yapısal reformlarla çözülebilir olmaktan da çıkmış, konu İslamcı siyasetin alanına girmiştir...
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 199

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.