BUGÜNÜN HACI EMİN` İ


R.T. Erdoğan, Müslüman Kardeşler hamisi olarak anılıyor.
Buna göre Erdoğan ABD`nin "İslamcılık İdeolojisi ve İslamcı Cihad terör örgütlerine" karşı açtığı savaşta,
Mısır`dan sonra Türkiye`de de İslamcı ideolojiyi siyasi misyon olarak kabul edenlere çizdiği çerçeveyi görmüştür.

*
Libya, Yemen, Suriye ve Irak`ta sistematik  olarak savaş suçları ve insanlık suçları işlemekle itham edildiğini,
Şimdi Muhammed Mursi, Fethullah Gülen derken  tasfiye sırasının kendinde olduğunu bildiği öngörülüyor.

*
O yüzden bir şekilde olanakları doğrultusunda tasfiye edilmekten ve yargılanmaktan kaçtığı varsayılıyor...
Bir taraftan FETÖ muridlerini Türkiye Cumhuriyeti Devleti`nde işgal ettikleri tüm kadrolardan söküp-çıkarıp tasfiye etmek ve bu kadroları büyük bir hızla kendi emirberleri ile doldurmak ve kişisel olarak devletleşerek güç devşirmekle,
Bir taraftan da demokratik siyasetin esasına aykırı olarak OHAL ortamında yaptırdığı referandumla bir dizi anayasa değişikliği ardından "Tek Adamlık Başkanlık Sistemi "kurmaya yürümekle itham ediliyor...

*
Ama en önemlisi Erdoğan, İsrail`i kuşatan "Politik İslami Sistemde",
"Dünyadaki en son Yahudiyi öldürüp bir İslam devleti kurmaya çalışan" Müslüman Kardeşler, HAMAS, Hizbullah ve El Kaideci bir çok Emevi İslamcısı terör örgütüne "İslamcı Cihad`ı" empoze etmektedir. 
Buradan çıkacak bir krizi kendisine fırsata çevirmeyi öngördüğü düşünülüyor.
Çünkü "O" Müslüman Kardeşler`in hamisidir ve Yeni Osmanlıların başı olarak günün birinde Hilafeti ve Kudüs`ü geri getireceğinin hayalini kurmaktadır...

*
Dün Ankara`da ki konuşmasında,"Müslümanların mevcut güçsüzlüğünden, parçalanmışlığından cesaret alan İsrail yönetimi, her gün yeni bir uygulamayla Kudüs`ün İslami karakterini tahribe yelteniyor. Hiç kimse artık bizden bıkkınlık derecesinde bu ikiyüzlülüklere daha fazla sessiz kalmamızı bekleyemez " ifadesinin,
Bölgede gerginliği daha da artırabilecek bir potansiyel taşıdığı iddia ediliyor.

*
Nitekim Birleşmiş Milletler (BM) Ortadoğu Özel Temsilcisi N. Mladenov, Kudüs krizinin tırmandırılması durumunda olayların boyutunun İsrail-Filistin çatışmasından çıkıp "dinler arası savaşa" dönüşebileceği uyarısında bulunuyor.
Mladenov, İsrail`in Mescid-i Aksa camisinin ana girişine koyduğu metal detektörleri kaldırma kararını olumlu bulduğunu, bu kararın gerginliğin azaltılması konusunda önemli bir aşama olduğunu belirtiyor.

*
"Bugün Gazze ve Batı Şeria her zaman olduğundan daha da ayrı.
Filistin liderleri kendi halklarının geleceği konusunda zorlu seçimler yapmak zorundalar.
Ya ideolojik farklılıkları gidermek için çalışacaklar ya da Gazze`nin tamamen çöküşüne yol açacak yolu izlemeyi sürdürecekler.
Filistinlileri birleştirmek devlet amacı doğrultusunda çalışabilirler ve Filistin ulusal projesinin çöküşünün önüne geçebilirler " diyor... 

*
Halihazırda Filistinliler; BM Temsilcisi R. Mansur`un Güvenlik Konseyi`ndeki konuşmasında " Filistin halkının silahsız ve savunmasız bir halk olduğu, İsrail`in Filistin halkına kendi topraklarında terör uyguladığı",
İsrail ise BM Daimi Temsilcisi D Danon`ın " İsrail`in önceliğinin tüm ibadet yerlerinin ve ziyaretçilerin güvenliklerini sağlamak, Filistinlilerin öncelikli hedefinin de şiddeti ateşlemek" ifadeleri noktasındadırlar...

*
"İslami Cihad"ın prim yaptığı ve dünyanın en tartışmalı  "Tapınak Dağı- Harem Ül-Şerif " bölgesi Müslümanlar için kutsal, Yahudiler için dünya üzerindeki en kutsal yerdir.
İsrail -Filistin çatışmalarının ölçeği göz önüne alındığında, son şiddet olaylarını metal dedektörlerin tetiklemiş olması pek garip görülüyor.

*
Ama 1929`dan bu yana Kutsal bölgede yüzeysel ve önemsiz nedenlerle bağlantılı çatışmalar bir çok insanın yaşamına mâlolmuştur.
Bu kez de dedektörler, son olaylarla daha geniş bir mücadelenin sembolik parlama noktası olmuştur.
Özellikle endişe verici şey Harem Ul-Şerif` te güç ve kimlik üzerine bir çatışmanın kolaylıkla din yönüne çekilme potansiyelidir.
Çünkü bu alanda gerçeğe karşı rekabet eden iddialar, barışcıl bir çözümü gerçekleştirmeyi daha da zor hale getiriyor...

*
1929 tarihi "İsrail- Arap" çatışmasının sıfırını oluşturuyor.
O tarihte yaşananlar İsrail- Filistin` de neredeyse herşey gibi farklı bakış açıları ve farklı isimlerle anılıyor. 
Yaşananlara Filistinliler "Burak`ın ayaklanması", İsrailliler ise "1929 katliamları" diyor...

*
Kudüs`ün 30 km güneyinde Hebron, Yahudiler için Yeruşalayim`den ( Kudüs) sonra ikinci kutsal kenttir.
Kentteki Sefarad Yahudileri Arapça da konuşuyor ve bölgedeki Araplar ile sosyal, kültürel ve ekonomik bağlantılar içindeydiler..
1800` lerde Avrupa kökenli Aşkenazlar, dini cazibesi nedeniyle bölgeye geldiler.
Talmud`un öğretilmesi amacıyla akademi anlamında  bir Yeşiva kurdular.
Yeşiva mensupları, Sefarad Yahudiler ve Araplardan uzak kalarak kapalı bir toplum olarak yaşadılar.
Bu kapalılık, Araplar tarafından gizlilik ve Siyonist Ajanlığı olarak algılandı, şüphe giderek nefrete yol açtı...

*
Eylül 1928 Kefaret Günü`nde, Ortadoks Yahudi pratiği gereğince duaların yapıldığı Batı Duvarı "mehitza" ya da kadın ve erkek cinsiyetine bölündü.
Filistinliler, "bariyerlerin" Tapınak Dağı/Harem Ül-Şerif`te, BM Cemiyeti`nin kurduğu İngiliz hükümetinin  hazırladığı ve "Statü" olarak anılan sözleşmeyi ihlal ettiğini savundular.

*
Sözleşme bugün de devam ediyor, işte Filistinlilerin metal dedektörlerin statükoyu ihlal ettiği şikayeti buradan geliyor...
Statüko`da bir değişiklik; İsrail`in Tapınak`ta yer alan Ömer Camii ve Mescid-i Aksa`yı yıktırıp, onun yerine yeniden Süleyman Mabedini inşa edeceği,
Mescid-i Aksa yıkıldığında ise Yahudi Devleti`nin Müslümanlarla karşı karşıya gelip savaşılacağına ilişkin bir inancı pekiştirmiştir...

*
Halbuki 1929`da Filistin`deki Yahudilerin, Tapınak Dağı`nı ele geçirmek için planı olan bir devleti yoktu.
Sadece bazıları, İsrail`in tamamını yöneten Yahudi bir devlete talipti.
Ama çok etkili Ortodoks Yahudi bir Aşkenaz hahambaşı, İngiliz komisyonu önünde Mesih`in üçüncü Tapınağı inşa edeceğini söyledi.
O günden sonra giderek artan sayıda Siyonist Ortodoks Yahudisi de pratik mümkün olduğu taktirde tapınağı yeniden inşa etmeye müsait olunacağına inanıyor...

*
Ağustos 1929`da bir sabah Yahudi Ağlama Duvarı Komitesi, bölgeye girişin Araplar tarafından engellenmesini protesto ediyordu.
Bu gösteriler Araplara saldırıldığı ve İslami dini mekânlara saygısızlık edildiği şeklinde yansıtıldı.
Ertesi gün, Yüksek İslam Konseyi yöneticileri ve yandaşları Ağlama Duvarı`na yürüdüler, alanda dua etmekte olan Yahudilere saldırmaya, din kitaplarını yakmaya başladılar.
Bir Seferad Yahudisini öldürdüler ve cenaze töreni Yahudilerin gövde gösterisine döndü...

*
Yüksek İslam Konseyi lideri ve aynı zamanda Kudüs Müftüsü olan Hacı Emin al-Hüseyni, Arap toplumunu gerçek dışı söylemlerle kışkırtmayı hızlandırdı.
20 Ağustos`ta, Kudüs` teki Arap saldırıları ve hareketliliği üzerine Hebron Yahudilerine takviye kuvvet gönderme veya bölgeyi şimdilik terk etme önerisinde bulunuldu.
Ancak  şiddetten uzak olan Hebron Yahudileri, belirgin bir tehdit olmadığını, Araplarla çok iyi ilişkileri olduğunu ve Arap toplumunun bu tür kışkırtmalara uymayacaklarını düşündüklerini belirterek öneriyi geri çevirdiler.

*
23 Ağustos`a gelindiğinde Yahudilerin El Aksa Camii`ne saldırı hazırlığında oldukları ve Kudüs`te Araplara saldırının başladığı söylentileri Hebron`a ulaşmaya başlamıştı.
Gerçekte ise Cuma Namazı sonrasında, kışkırtıcı vaazların da etkisiyle Araplar Yahudilere saldırmaya ve hatta öldürmeye başlamıştı.
Kudüs`ten Hebron`a gelen ve Kudüs`te yüzlerce Yahudinin öldürüldüğünü haykıran motosikletli bir genç olayların önüne geçilmez kıvılcımı oldu...
23 – 26 Ağustos tarihleri arasındaki saldırılarda 133 Yahudi öldü, 500`den fazlası yaralandı...

*
Bugün iki haftadır söz konusu metal dedektörler, İsrail tarafından Filistinlilere yönelik ölümcül bir saldırıya tepki olarak, Tapınak Dağı / Haram Ül- Şerif girişlerine kurulmuştu.
Pazartesi günü İsrail, büyüyen krizin hafifletilmesi amacıyla Ürdün`le dedektörlerin kaldırılması, bariyer ve kameraların sökülmesine iilşkin görüşmelerde bulundu.
Nihayet, bugün Filistinliler ibadet için Harem Ül-Şerif`e dönme kararı aldılar...
Şimdi "Tapınak Dağı- Harem Ül-Şerif "te asayiş normale dönüyor.

*
Ama bölgede olayların boyutunun İsrail-Filistin çatışmasından çıkıp "dinler arası savaşa" dönüşebileceğine yönelik büyük-küçük her türlü potansiyel hâlâ bulunuyor. 
Bunu önlemenin biricik yolu ise 1929`daki Kudüs Müftüsü Hacı Emin al-Hüseyni`nin;
Günümüzdeki kocaman devletlerle  bütünleşerek güç devşiren fikirdaşlarından hızla kurtulmaktan geçiyor...
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 102

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.