BAŞKOMUTAN`IN HEZİMETİ


Cumhurbaşkanı R.T.Erdoğan, Osmanlı Meclis-i Mebusan`ından kendine miras kaldığına inandığı,
Misak-ı Millici çıkarlarla doğrudan ilgili konulara odaklı yayılmacılığın bir yansıması olan dış politikasından,
Yani Ortadoğu`da sünni vekil gruplara sponsorluk yapmak ve onların iddialarını iddia etmekle geçen altı yıllık politikasından dönüş yapıyor,
Kerhende olsa Müslüman Kardeşler Örgütü, Suriye, Irak, ABD ve Rusya politikalarını değiştiriyordu.

*
Ne ki, dış politikada bu yaklaşım Erdoğan`a verilen desteğin azalmasına neden oldu.
Ama PKK`ya bir dönüm noktası oluşturdu.

*
Erdoğan, Ocak ayı başında Irak Başbakanı H.Al Abadi ile görüştü.
Başbakan Yardımcısı N.Kurtulmuş`u Bağdat`a gönderdi.
Ardından 7 Ocak`ta Başbakan B. Yıldırım, Irak başkentini ziyaret etti.
Türkiye`nin Bashika`daki askeri varlığı ve Şengal`deki PKK varlığı hakkında kararlar aldılar.

*
PKK, Şengal`de iki bağlı gruba ayrılmıştır.
Halkın Koruma Birlikleri (YPG) ve Şengal Direniş Birlikleri.
Bağdat, Şengal Direniş Birlikleri`ni terörist olmayan bir grup olarak tanıyor.
Türkiye ise PKK, YPG ve Şengal Direniş Birlikleri`ni  terörist gruplar olarak değerlendiriyor.
Üstelik Türkiye, Irak`ta PKK karşıtı bir koalisyon da kurmuştur;
Bu koalisyon, Kürdistan Bölgesel Hükümeti (IKYB) ve Ninova Milli Seferberlik Kuvvetleri`ni (Al Hashd Al Watani) kapsıyor...

*
Başbakan Yıldırım, önce IKYB Başkanı M.Barzani ile Kuzey Irak`taki PKK faaliyetleri konusunu gündeme getirmiştir.
Ankara; Erbil ile koordinasyon halinde hızla ilerleyerek PKK`yı Kuzey Irak`tan uzaklaştırmaya hedeflemekte,
IKYB; PKK ile bölgedeki barışçı bir çekilme için anlaşmaya vardığını belirtmektedir.
Ancak çekilme olduğuna dair ciddi bir işaret alınmamakta, PKK ise İŞİD`in savurduğu Yezidi azınlığı korumak için Şencar`da bulunduğunu iddia etmektedir.

*
Bu noktada Irak Başbakanı H.Al Abadi, B. Yıldırım ile basın toplantısındadır.
Abadi, "Türkiye, hâlen İŞİD`in işgali altındaki Musul`un Irak güçlerinin eline geçmesiyle birlikte Bashika üssündeki askeri varlığını sona erdirmeyi yazılı olarak taahhüt etti" derken,
Başbakan Yıldırım, "Bashika üssü sadece Musul ile ilgili değil, PKK`nın Şengal`deki varlığının sonucudur.
Türkiye`nin üsten ayrılması PKK`nın Şengal`den ayrılması şartına bağlıdır.
İKYB`de bölgedeki PKK mevcudiyetine karşı olup Şengal`deki PKK terör örgütlerini sınır dışı etme operasyonlarını başlatmaya hazırdır" diyor...  

*
Onlar görüşürlerken İran, Kuzey Irak`taki Türkler arasında bir vekâlet savaşı yürütmektedir.
Devrim Muhafızlarının Suriye`deki rolleri için Türkiye`yi ve Kürdistan Birliğini baskı altına almak üzere PKK`ya para ve silah da sağlıyor...

*
Rusya ise daha büyük jeostratejik çıkarlarından dolayı o sırada Türkiye`ye daha da yakınlaşmıştır.
PKK`ya Kuzey Suriye`de ya da Kuzey Irak`ta bağımsız bir bölge verme fikrini reddediyor.
Numan Kurtulmuş, Mart ayı başında Erdoğan ve Putin`in Kuzey Suriye`de Kürt sorunuyla ilgili bir anlaşmaya varıp-varmadıklarına dair bir soruya;
"Önemli bir anlaşma yok. Ancak Rusya, Fırat Kalkanı operasyonumuzda El Bab`ı  ele geçirmemizi  destekliyor. Türkiye`nin bizzat Münbic ile ilgili hassas durumunu anlıyor. Ruslar işgal niyetimizin olmadığını anlıyor "diyor...

*
IKYB, Türkiye`deki Kürtlerle Ankara arasında arabuluculuk yapmaya hazırdır ve Kuzey Irak`ta PKK`nın genişlemesini engellemeye çalışıyor.
15 Mart`ta, IKYB Başkanı M.Barzani, Suriye Kürdistanı`nda Kürdistan Ulusal Konseyi`ne (ENKS) ait  siyasi bürolara yönelik saldırıları kınayan bir tebliğ yayınlıyor.
ENKS, YPG-PKK kontrolündeki bölgede sesini duyurmaya çalışan YPG olmayan, PKK dışı bir Kürt temsilcisi kuruldur.
Bildiride PKK, ideolojik ve pratik olarak Kürt değerlerine ve bağımsızlığa karşı durmakla suçlanıyor.

*
Suriye`nin Kürt bölgeleri siyasi, idari ve askeri iktidarını paylaşmak istemeyen PYD tarafından kontrol ediliyor.
Ama siyasi kontrolünü fazla sayıda insanın kabul etmediği bir ideoloji ile dayattıkları için muhalefet görüyorlar.
Bunlar ABD`nin Rakka`yı kurtarmak, Araplarla köprüler kurmak, bölgeyi yerel Araplar ve Kürtlerle işbirliği içinde yönetmek ve Kuzeydoğu Suriye`de ve Kuzeybatı Irak`ta iyi yönetişim kurmak için görevlendirmek istediği gruplardır...

*
14 Mart`ta Şencar`da, PKK`nın Suriye`den getirdiği Kürtler ve Yezidilerle, IKYB`nin desteklediği Rojava Peşmergeleri arasında gerginlik yaşanıyor.
16 Mart`ta, Kamışlı`daki Kürt Birliği Partisi`nin bürosu, PYD ile bağlantılı bir grup tarafından yakılınca, giderek Kürt-Kürt çatışması artıyor...
ABD`nin ağır silahlarla donattığı PKK-YPG, Barzani`ye ve peşmergelerine karşı aktif şekilde ilerliyor.
Ama Kuzeydoğu Suriye`de PKK-PYD`yi etkinleştirmek, Irak`ta Barzani`yi zayıflatıyor.
Bir taraftan ABD müttefiki PKK`nın saldırısına maruz kalırken bir taraftan da  Al-Hashd al-Shaabi aracılığıyla İran`ın baskısında kalıyor.

*
Barzani`nin Kürdistan Demokratik Partisi, II. Dünya savaşının ardından İsrail İstihbaratı ve o dönem etkisi altındaki İran`ın SAVAK`ı tarafından,
Arap dünyasında monarşilere karşı bir tepki olarak gelişen BAAS milliyetçiliğine  tedbir olarak kurulmuştur.
O gelenekle bugün IKYB`de gelişen Kurdistanî hareketlerin ve başlattıkları isyanların bastırılmasında en ön safta yer alıyor.

Ama ne yapsın? Barzani`nin yapabilecekleri, Pentagon`un desteklediği ve silahlandırdığı PKK, YPG ve PYD`nin agresif davranışlarını kınamakla sınırlı kalıyor.
PKK ise iktidarının dışındaki herhangi bir siyasi faaliyeti engelleyerek Rojava`yı "ideolojik ve politik terörizm" in altına koyuyor...

*
O sırada Ankara`nın "PYD çekilsin, burası Arapların toprağı" dediği Münbiç`e yönelik askeri operasyon yapacağını açıklamasının üzerinden çok geçmemiştir.
ABD- Rusya- PYD- Esad güçleri arasında bir ittifak oluşuyor.
Fırat Kalkanı operasyonu ile El-Bab`a kadar ilerleyerek Afrin-Kobane hattının birleşmesini engellemeye çalışan Türkiye`nin hamlesi,
Münbiç-Afrin bölgesini birleştiren Rusya tarafından fiilen boşa çıkartılıyor...

*
ABD ve Rusya  bölgedeki istikrarın Suriye`nin politik geleceğine bağlı olduğunu,
Bunun için askeri ve politik dengeleri belirleyen güçlerle ittifakları süreklileştirmeden politik istikrarın sağlanamayacağında görüş birliğindedir.
Şimdi iki ülkenin de  PYD/YPG ile ilişkileri stratejik bir noktaya doğru evriliyor...

*
Rusya,PKK- PYD-YPG olmaksızın, Suriye`de hiçbir şekilde istikrarın sağlanamayacağına inanıyor. 
Bu nedenle PYD merkezli politikaları çok daha belirginleştirecek adımlar atıyor.
Münbiç`te Kürt Demokratik Suriye Güçleri`ni korumaya almıştır ve YPG ile ilişkilerini daha stratejik bir düzeye çıkartmaya yönelik askeri adımlar atıyor.

Bu suretle Rusya, 24 Ağustos 2016`da Fırat Kalkanı operasyonu ile El-Bab`a kadar ilerleyerek Afrin-Kobane hattının birleşmesini engellemeye çalışan Türkiye`nin hamlesini,
Münbiç-Afrin bölgesini birleştirerek fiilen boşa çıkartmıştır.
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) kuşatılmış, hareketsiz ve işlevsiz bırakılmıştır.

*
Esad ve YPG askeri güçlerinin sorumluluğunu alan Rusya, artık Türkiye`nin askeri komşusudur.
Bu TSK`nın Rusya ordusunun hamlelerini hesaplamadan tek adım dahi atamayacağı  bir konumu gösteriyor.
TSK`nın El-Bab`da kalmasını gerektirecek politik ve askeri koşullar ortadan kalkmış ve Türkiye`nin geriye çekilmesinin sırası gelmiştir.
Rusya bu hamlesiyle, bugüne kadar stratejik ilişkilerinin merkezinde bulunan Esad rejimi ile PYD/YPG`i  ortak stratejik ilişkiler içine almıştır...

*
Maalesef beklenen gerçekleşiyor:
Dün yapılan Milli Güvenlik Kurulu Toplantısı sonrasında yapılan yazılı açıklamada;
"Suriye ve Irak`ta PYD unsurlarının kullanımı huzur getirmez. Terörist ilan ettiğimiz gruplara destek dostluğu zedeler" ifadelerine yer veriliyor.
Bu narsist gösteriden sonra,
"Ülkemizin sınır güvenliğini sağlamak, IŞİD terör örgütünün ülkemize yönelik tehdit ve saldırılarını önlemek, yerinden edilmiş Suriyeli kardeşlerimizin ülkelerine dönüşlerine imkan vermek ve Fırat Kalkanı Harekatı bölgesinde huzur ve güven içerisinde yaşamlarını sürdürmelerini sağlamak maksadıyla yürütülen harekatın başarıyla sonuçlandığı" açıklanıyor... 

*
Doğrusu,Fırat Kalkanı Operasyonu;
TSK`nın savaşın stratejik, operatif ve taktik seviyeleri teorisini sahada pratiğe dönüştüremediğini net olarak ortaya koymuştur.
Savaşta yenilginin sebebi budur.
Bu TSK`da operatif seviyede müşterek bir karargâhın bulunmadığı, bu yüzden stratejik aklın taktik ve yeterli seviyede tezahür etmediği anlamına geliyor.
TSK; taktik seviyede icra ettiği bir harekâtın müşterekliğini belki Genelkurmay Başkanlığı seviyesinde sağlayabilmiştir.
Ancak taktik sahada manga komutanına kadar uzanan hiyerarşik zincirin hiçbir aşamasında herhangi bir karargâhta bu müştereklik sağlanamamıştır.
Sonuçta TSK cari faaliyetlerini plana göre yönetememiş, planı cariye uydurmuştur.
bunca uzun zamanda bir netice alınamış, Fırat Kalkanı Operasyonu yenilgi ile kapanmıştır.
Bu 15 yıllık Erdoğan zihniyetindeki iktidarın, TSK`ya Ergenekon kumpası ve FETÖ istihdamı süreçleriyle uğrattığı ağır tahribatın ağır sonucudur...

*
Şimdi sıra TSK`nın Bashika üssünden çıkmasındadır. 

*
Ya Hesap? Maddî, manevî her bir kaybın hesabı? 

*
İmam Hatipçi`den Başkomutan, O Başkomutan`dan "Tek Adam!"
"Hayır Efendim,Hayır" asla olmaaaz...
Bugün bu Yüce Millet, Şanlı Ordu`sunu yeniden ayağa kaldırmak için buradadır... 
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 55

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.