Barış İçin Savaşmazsan


Rusya-NATO Konseyi, Haziran 2014`te NATO İttifakı`ının aldığı tek taraflı kararla askıya alınmasından iki yıl sonra,
20 Nisan`da Brüksel`de üye ülkelerin büyükelçileriyle toplandı.
Görüşmelerin yeniden başlamasını teşvik eden başlıca endişe;
NATO`nun Doğu Avrupa`ya askeri konuşlanmalarının sonucunda oluşan Rus güçleriyle  yakınlaşmanın artık bir askeri çatışmaya yol açabileceği ve topyekün bir savaşı tırmandırabileceği korkusuydu...

*
Peki, ama 2014`ten 2016`ya ne oldu, ne değişti de bir askeri çatışma ya da  topyekün bir savaşı tırmandırabilecek bir durumdan söz ediliyor?

*
Haziran 2014`te Rusya-NATO Konseyi; Batı`nın Rusya ile arasında Ukrayna üzerinden hegemonya ve güç siyasetine dayalı eski dünya güvenlik anlayışı yerine
karşılıklı güvene, yarara, eşitliğe ve eşgüdüme dayalı  sürdürülebilir yeni bir güvenlik anlayışı iddiası arasında gelişen mücadelede, İttifak`ın aldığı tek taraflı kararla askıya alınmıştı.

*
Batı`da; Rusya`nın ortak olmaktan ziyade bir tehdite dönüştüğü ve NATO`nun bu tehdite karşı vargücüyle mücadele etmesi gerektiği yönünde düşünceler gelişti.
NATO, Rusya`nın saldırganlığına karşı koymak için bir strateji oluşturacağını ve askeri varlığını Doğu Avrupalı üye ülkelere konuşlandıracağını açıkladı.
Ardından NATO- Rusya Kurucu Senedi tartışılmaya başlandı...

*
NATO, Rusya`nın ittifak içinde öncelikli ortak olarak kabul edildiğini, hiçbir müttefik ülkenin Rusya`nın özerkliğini azaltmayı veya ayrıcalıklarını sınırlamayı amaçlamadığını,
Üstelik NATO-Rusya Kurucu Senedi`nin, Rusya veya NATO`nun özgürce karar verme hakkına da bir sınırlama getirmediğini iddia etti.

*
Ama NATO-Rusya ilişkisinde, Avrupa güvenliğinde neyin korunacağı ya da neyin tehdit ettiği konusundaki görüşler arasında benzerlik yoktu.
Görüşler aynı zamanda güvenlik konusundaki farklı kültürleri yansıtırken;
Sonuçta Rusya, NATO`ya güvenmekte zorlanıyor,
NATO üyeleri de Rusya`nın istediği türde bir eşitliği ya da NATO`nun birlikte yönetimini onaylamakta tereddütte kalıyordu...

*
Nitekim Rusya Askeri Doktrininde NATO`nun stratejik füze savunması birinci sırada tehdit olarak gösterildi.
NATO askeri altyapısını Rusya sınırına kaydırarak ve gelecekte daha fazla genişleme olasılığından vazgeçmeyerek Avrupa`daki eski bölünmeyi yeniden canlandırmaya çalışmakla suçlandı.
Her iki tarafta da işbirliğine dayalı ilişkilerin yürütülebileceğine, ancak uyumlu bir ilişkinin söz konusu olmayacağına yönelik inanç kökleşti...

*
NATO`nun doğuya doğru genişlemesi Baltık Denizi ile Karadeniz arasındaki bölgede bir çatışma alanının oluşmasına neden oldu.
Rusya ile NATO`nun Baltık Denizi ile Karadeniz arasında sınırları barışçıl biçimde belirlemesi olanaksızlaştı...

*
Üstüne üstlük NATO Genel Sekreteri Jens Stoltberg`in "Rusya tutumunu ve eylemlerini değiştirdiğini, uluslararası hukuka saygı duyduğunu göstermelidir ki, kuvvetli bir NATO Avro-Atlantik güvenliği adına Rusya ile yapıcı ilişkiler kurabilsin" ifadesi, Rusya tarafından eşitliğe aykırı, tehlikeli ve sorumsuz bulundu.

*
Nitekim daha birkaç gün önce, Baltık Denizi`nde Rus askeri uçağı ile bir ABD savaş gemisi ve keşif uçağı arasındaki yakın bir karşılaşma oldu.
Böylesi durumlarda, tek yanlış hamlenin hızla hesaplanamaz bir tırmanmaya yol açabileceği öngörüleri açığa çıktı.

*
Neticede 20 Nisan`da Brüksel`de Rusya-NATO Konseyi,
Genel Sekreter J.Stoltenberg`in "Bu toplantılar özellikle gerilimler yüksek olduğunda siyasi diyalog, farklılıklarımızı tartışmak ve askeri olaylar riskini azaltmak için gereklidir" ifadesiyle toplandı.
"Ukrayna`da ve çevresindeki kriz, bölgesel terörist tehditler dahil Afganistan`daki güvenlik durumu ve askeri faaliyetler ile ilgili şeffaflık ve risk azaltma" konuları tartışıldı.

*
Ne ki, toplantı Avrupa`nın ve dünyanın karşı karşıya olduğu muazzam tehlikelere rağmen, büyük güçler arası gerilimleri yatıştırmak için hiçbir somut eylem belirlemeden sona erdi.
Derin ve kalıcı anlaşmazlıklara sahip NATO ve Rusya`nın pratik işbirliğine yönelik hiçbir dönüş olmayacağı belirlendi.
NATO`nun son birkaç yıldır izlediği Rusya ile gerilimleri saldırgan bir şekilde körükleyen provokatif politikanın, dünyayı nükleer silahlı güçler arasında bir dünya savaşının eşiğine getirmiş olduğu dehşetle görüldü.

*
Halbuki dünyanın yeni bir döneme girmekte olduğu görülmelidir.
Doğrusu, Batı`nın Ortadoğu`da ortaya çıkan güvenlik riskleri karşısında artık Rusya ile birlikte hareket etmesi,
SSCB`den sonra giderek emperyal vasıflarını kaybeden ve bir ulusal devlete dönüşmeye başlayan Rusya`nın, Avrupa ile bütünleşmesinin bir kazanım olduğunun görülmesi, 
Ortadoğu`ya yönelik politikalarda terörün yayılmaması için işbirliğine gidilmesi,
Recep Tayyip Erdoğan gibi irrasyonel bir liderin Yeni Osmanlıcı siyasetinin İslamcı halkların radikalleşmesine dayalı terörü, Kafkasya ve Asya coğrafyasına sıçratmasına ve Rusya`yı olumsuz etkilemesine engel olunması,
İstikrarlı bir dönem için Batı ve Doğu arasında belirli ölçülerde işbirliklerinin inşa edilmesi,
Daha sonra bölgenin temel aktörleri Türkiye, Suudi Arabistan, İsrail, Mısır ve İran gibi ülkelerin birlikte ortak hareket etmesi gerekiyor... 

*
NATO İttifakı`nın, üyesi Türkiye`ye Ukrayna ile birlikte Karadeniz`de ortak tatbikat yaptırmasının,

Ya da Türkiye`nin NATO`ya entegre yeni bir savunma sistemiyle Rusya`nın nükleer potansiyelini dizginlemeye yöneltmesinin hiç bir alemi yoktur...

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 525

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.