Adalet Cumhuriyetçiliktir


Atatürk, "Bütün dünya bilsin ki, benim için yandaşlık vardır; Cumhuriyet yandaşlığı, düşünsel ve toplumsal devrim yandaşlığı. Türkiye topluluğunda bir bireyi bunun dışında düşünmek istemiyorum" diyor...

*
Ve tarih boyunca sermaye her biri bir önceki aşamaya nazaran diyalektik bir gelişme ile piyasa kapitalizmi, emperyalizm ve post endüstriyel ya da çok uluslu sermaye sürecinden geçiyor.
Beher aşamayı niteliksel gelişimiyle teknoloji farklı kılmaktadır, bugün makinalar giderek daha çok ölü insan bilgisini ve emeğini depoluyor.
Bilgisayar gibi herşeyi kendine emen bir makina  insanın temsil gücünü zorlamaktadır, giderek herşeyin belirleyeni oluyor.
Sınır ve engel tanınmıyor, ulusal değerler mütemadiyen evriliyor; ülkelerin  savunması, düzen ve güvenliği teminen ADALET`in ve sosyal barışın sağlanmasına her daim daha fazla özen gösterilmesi gerekiyor.

*
İşte Kemal Kılıçdaroğlu ve milyonlar apolitik, örgütsüz, toplumun zengin-yoksul, inanan-inanmayan, şehirli-kırsal, emekçi-işveren, kısaca her kesimin insanları,
Belli bir ideolojinin olmadığı  ama 15 yıllık  Erdoğan iktidarının kollektif suç icad ederek, muhalifi herkesi hapse tıkmak baskısına rağmen "Adalet Yürüyüşü" ndedir. 
Cumhurbaşkanı Erdoğan`ın ileri demokrasi balonunu patlamış, eğreti fiyakası bozulmuş, siyasal denge yerinden oynamıştır...

*
Atatürk, 30 Ağustos 1925`te Kastamonu`da, "Efendiler ve ey millet iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat, tarikatı medeniyedir. Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için kafidir " demişti.
30 Kasım`da tümü Talib, Mürid, Salik, Vasıl, Halife, Şeyh ve Pir`lerle falcı, büyücü, üfürükçülerin suistimalindeki tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı.
6 Haziran 1935` te Vakıflar Kanunu, vakıf gelirlerini devlete yöneltti; din ile sermayenin bağı koparıldı...

*
Atatürk hayattaydı ama 1935`lerde üç akım oluşmuştu...
1-Kadrocular, Kemalist hareketi sömürgeci Batı ülkelerine karşı bir başkaldırı olarak yorumluyor; Kemalizm`e "sosyalizm" ile "kapitalizm" arasında 3. yol olarak bakıyordu.
2-İsmet İnönü, yoğun ve kalıcı devlet girişimi, devlet müdahaleleri ve kontrolleri talep ediyordu.
3-Celal Bayar iş adamları, tüccar ve sanayicilerle birlikte özel teşebbüsü ve liberal ekonomiyi istiyor, temel alanlarda süratli kalkınma ve sanayileşme sağlamak üzere devletçiliği geçici telâkki ederek ılımlı bir devletçiliği öneriyordu.
Hepsi Cumhuriyetçiydiler...

*
1950`lerde liberal politikalara dönüldü ama acente, bayi, dağıtım şirketleriyle parakendecilikten toptancılığa ve ucuz, kalitesiz ürünler pazarlanması sürecinde Anadolu`da İslami duyarlılıkları yüksek bir arz-talep kesimi de oluşuyordu...
1960 Devrimi`yle yeniden devletçi politikalar ağırlıklı olmak üzere planlı ekonomi modeline geçildi, özel teşebbüsün ve İktisadi Devlet Teşekküllerinin yer aldığı karma ekonomi ilkesi benimsendi.
Karma ekonomi daha sonraki yıllarda yoğun devletçi rejim taraftarlarınca kamu kesiminin yoğunlaştırılacağı, liberal ekonomi yanlıları tarafından ise özel teşebbüsün teşvik edileceği bir rejim olarak yorumlandı.
İsmet İnönü, CHP için Bülent Ecevit`in öngördüğü "ortanın solu" kavramını benimsedi.
Ortanın solu merkez sol terimine tekabül eden ılımlı bir görüştü ama Marksistlerin etkisiyle radikal sola doğru kaydı; Kürtçülük hareketini ivmeledi.
Elindeki silahla teröre başvuran Kürtçüler hariç hepsi Cumhuriyetçiydiler... 

*
Asker 12 Mart 1971`de muhtıra verdi ve meclis dışından bir reform hükümetinin kurulmasını sağladı.
Milliyetçi akımı temsil eden MHP, dinci akımı temsil eden MSP gibi radikal sağ partiler  de meclise girerek koalisyonlara katıldılar.
MSP Anadolu`daki sanayicinin yanında yer aldı, MHP milliyetçi akımı ise yoğun müdahaleci, korumacı ve devletçi olmak eğiliminde kaldı.
Hepsi Cumhuriyetçiydiler... 

*
12 Eylül 1980 Askeri müdahalesinde eski politikacılara siyaset yasağı konuldu, yeni kurulacak siyasi partilerin eski partilerle hiçbir ilişiğinin olmaması şartı koşuldu.
CHP`nin emanetinde olan Cumhuriyetçilik ve dayandığı tüm ilkeleri çökertildi, felaket çağı başladı...
PKK`ya karşı yürütülen askeri mücadelede ciddi can kayıpları yanında savunma bütçesindeki büyük yükleri dolayısıyla büyüme hızı azaldı.
Bütçe açıklarının hızla artması enflasyonu, enflasyonun artması faizleri ve hepsi birden kamu borçlanmasını artıran bir kısır döngü makinesi haline geldi...

*
Bu sırada Anadolu`da oluşan islami duyarlılıkları yüksek arz-talep kesimi giderek özelleştirmeler, belediyeler ve Suudi sermayesi katkısıyla büyüyordu.
Sermayenin gücüne yumuşak güc ilişiklendiriliyor; insanların eğitim ve sağlık açısından kalitesini oluşturma insan sermayesi yatırımı, kişiler arası ilişkilerin, güvenin,duyarlılıkların sağlanması ve hedefe yöneliş sosyal sermaye yatırımı sayılıyordu.
Ekonomik büyüme için gerekli bu yatırımlara dizi dizi akademisyenler, politikacılar ve piyasa aktörleri katılıyor, bilgi ve iletişim paylaşılıyor ve işin rengi değişiyordu:

*
Grup ruhuyla kişisel, kurumsal, toplumsal, küresel düzeyde tüm kazançlar ve kayıpları aynı eksende ele alıyorlardı.
Din ve geleneksel kültür, insan ve sosyal sermaye birlikteliği ve istikrar ile mütemadiyen büyüdüler.
İslami finans kurumları ve MÜSİAD, Anadolu sermayesine cazibe merkezi ve İzmir Kestane Pazarı Camii eski imamı Fethullah Gülen ise bu alemin en büyük patronu, kitleler üzerindeki etkileşim yeteneğiyle cemaati de ülke politikalarını domine eden güç oldu...

*
Öte yanda İslamcı Tayyip Erdoğan ise bir kısım Gülen cemaatinden sosyal demokrat, kürtçü, liberal, sosyalist geçinen görevliyle birlikte,
Cumhuriyete ve dayandığı Atatürk ilke ve inkilâplarına; eskimiş, hesaplaşılması ve aşılması gerekli, tek tipçi bir ideoloji olduğu biçiminde bir saldırı başlattı.
Her dönem kavganın köklü vesilesi olan "Din"i, toplumsal davranış ve sosyal düzeni belirleyen bir sistematik olarak kurgulayan ve bunu liberalizme monte eden siyasi hareketini, Cemaatin toplumsal desteği ile meclise taşıdı.

*
Her zaman karmaşacı karakteriyle etkilerini çözümde değil çözümsüzlükte ortaya çıkaran olumsuz yüzüyle Laisizm-İslam ve Türk-Kürt çatışması siyasal ve toplumsal yapılanmada birbirini ivmeliyordu.
Siyasi lider Erdoğan ve Dinci lider F.Gülen Türkiye`nin öngörülebilir bir ülke olması için ekonomik onarımlardan çok politik ikliminin değiştirilmesi gerektiği duyuruyordu...
Asla Cumhuriyetçi değillerdi...

*
Her birinden genişlemek kaydıyla kilit göreve yerleştirilen çok değil beşer-onar adamla başlatılan girişimle;
Polis Okulları, Polis Akademilerden Emniyete ve İstihbaratta giderek yargıda, üniversitelerde, medyada ve sivil toplumda yapılanmayla siyasal ve toplumsal sistemi birlikte ele geçirdiler.
Halkın iradesi, kamu gücü ve kamu yetkilerini kullanan özerk kurumlarla ekonomik işleyişten uzaklaştırıldı, Cumhuriyetçi kurumların kilit yönetimleri tutuldu.
Merkezi ve yerel yönetimlerde, yatırım ajansları, belediyeler ve köylerin altyapılarının desteklenmesi idarelerinde de...
Cumhuriyet`in savunucusu TSK düşürüldü, savunma, güvenlik ve istihbarat konuları cemaatin ve AKP iktidarının denetimine geçti.
CIA ve MOSSAD; Türkiye merkezi ve yerel idaresinde dilediği her noktaya yerleşti, Türkiye tam anlamıyla bağımsızlığını kaybetti.
Fethullah Gülen "Hizmet hareketimiz siyasal partilerin sigorta mekanizmasıdır" dedi, Tayyip Erdoğan "Yeni Türkiye" yi ilan etti...

*
Mesela Cemaat, "Vesayet ve Demokrasi" başlıklı bir konferansta Kürt, Alevi, türban, din-vicdan, ifade ve örgütlenme özgürlükleri, azınlıklar gibi sorunların ve komşu ülkelerle ilişkilerde vesayetçi engellemeler nedeniyle çözüm sağlanamadığı kararı aldı.
Hükümetten tek parti dönemi dedikleri, aslında Türkiye Cumhuriyeti`nin ideolojik mirasının tasfiyesini istediler.
AKP iktidarı ise o saat  "Yurtta Barış Cihanda Barış" dış politikasından koptu, bugün Türkiye Ortadoğu bataklığındadır.
Ya da Kürt Sorunu çözümünde Kürt Sivil Toplum Örgütleri vasıtasıyla Kürtlerin hayallerini geliştirmeye,Kürt dili ve geleneklerinin özgürlüğü karşılığında dinci şirketlerin etrafındaki insan ve sosyal sermayeden pay teklif etmeye başladılar.
Kürtlerin giderek Türkiye refahından faydalanma arzularının yükseltilmesi amaçlıyor, aslında Cumhuriyetçiliğin dışında Yeni Osmanlıcılığın gelişmesini hedefliyorlardı.
Bugün Türkiye, Kürtçü teröre tarihte olmadığı kadar can kaybediyor...                   

*
Doğrusu, bir parti ve cemaatinin devletleşerek çok büyük bir güç oluşturması karşısında durulamıyordu...

*          
Vallahi şükür olsun!
Sonuçta Batılılar, bir zaman önce kendilerine ortak yaptıkları Fethullah Gülen ve  Erdoğan`ın;
Müslüman Kardeşler​ Örgütü​`nün mottosundaki "Bizim yasamız Kuran, yolumuz cihattır. Allah yolunda ölmek ise en büyük arzumuzdur" ifadesini​n dayandığı " Batı Medeniyetine karşı Cihadizmi"in ve İslamcı terörün liderleri olduğunu​ geçte olsa farkettiler.
İkisini de tasfiye etmeyi öngördüler.

*
CIA, MOSSAD ve NATO güçleri, harikulade bir "Üçkağıtçılık" ile Gülen ve cemaatinin TSK`ya sızmış kadrolarını Erdoğan ve iktidarına karşı darbeye heveslendirdiler.
Aslında Gülen ve cemaatinin heveslendirildikleri  darbe başarısız olmaya senaryolaştırılmış ve durumdan MİT haberdar edilmişti.
MİT`in senaryosu devreye girdi.
Bu doğrultuda merkezi ve yerel idarelerde vaziyet tutuldu, il ve ilçelerde sivil toplum kuruluşlarının karargahı görevi yapan Diriliş Başkanları paramiliter güçleri sokaklara döktü.
Belediyeler yollarda engel oluşturmak üzere her türde araç ve iş makinalarını önceden belirlenmiş alanlara seferber etti.
Cami görevlileri halkı  minarelerden uyarmak için hazırdı.
Nitekim çok kısa sürede cemaat darbesi ters tepti ve Erdoğan hükümeti paralel devlete yerleştirilmiş, çoğu aş ve iş peşinde cemaatin onbinlerce kişisini eliyle koymuş gibi bulup çıkardı.
OHAL ile  "Kollektif Suç" anlayışı icad edilmişti, hapishaneler kifayet etmedi.
Aynı hızla kollektif suç yükledikleri kişilerin yerine, kendi sadıklarını getirdiler, yine AKP`yi devletleştirdiler...

*
Şimdi K.Kılıçdaroğlu, Erdoğan`ın tahtını işbu başarısız olması planlanmış FETÖ darbesi ardından AKP`nin yaptığı darbeyle sallıyor.
Ne teröre bulaşmamış Kürt ve onun seçilmiş temsilcileriyle,
Ne artık tasfiye olmuş F.Gülen ve şürekasıyla, 
Ne herhangi bir Cihadist örgütle işi bulunuyor...
Yaşanan şartlara uygun Cumhuriyetçi bir tepki ile "Adalet" istiyor.
" Adalet istiyoruz..."
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 139

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.